YAPRAK SANATINA NASIL BAŞLADINIZ? 

 

Takriben 15 yıl öncesinde, kitap aralarında kuruttuğum çiçeklerle yola çıktım. Yapmış olduğum doğa yürüyüşlerindeyse, yeni bitkiler, yeni yapraklar ve çiçeklerle tanıştım. Kır gezileri, piknikler, doğa yürüyüşleri… Her biri ayrı fırsat, ayrı bir dünya cennetine açılan kapılardı… Doğa öylesine büyük bir şaheser ki, aklın ve mantığın ötesinde, eşzamanlı görüntüler halinde, bitkilerin yaşamını anlatıyor kendi öyküsüyle… Uzun yıllardan sonra bu öyküye kulak verip kendi imgesini “Yaprak Sanatı” doğasına taşıdım. Her gönderilen imgede” doğal parçalarla bütün doğayı” oluşturmaya çalıştım. Eserimi tamamlayıp, karşısına geçtiğimde ise “O ilk bakışta iki saniyelik ilgi çekmeler dakikalarca izlenecek görsel bir şölene dönüşüvermişti…

 

 

YAPRAK SANATININ YAPILIŞI

 

Papatyalar, gelincikler, çiğdemler, sütleğenler, sardunyalar… Her birinin formu, rengi, doğası ve dokusu biz insanlar ve parmak izlerimiz gibi birbirinden farklı olduğu için her birinin de kurutma tekniği, çalışmaya hazırlanış süreçleri de birbirinden farklıydı. O kadar çok yoğun ve ayrıntı istiyordu ki; çalışabilmek için malzemelerimi hazırlama sürecim 5 ile 6 ay sürebiliyordu.

 

Türkiye’nin farklı iklimlerinden, farklı bitkilerin toplanması ve elimde oluşan malzeme çeşidinin bini aşması, bana bu sanatın “SONSUZLUĞUNUN” bir göstergesi olduğunu öğretti.”Sonsuz malzemelerle, sınırsız eserler” oluşturma fikri asıl bu noktada başladı. Boya yerine kurutulmuş bitkiler kullanıyorum, fırça yerine de cımbız. Bu sanatı ayrıcalıklı kılansa kuru bitkilerin kırılmadan yapıştırılabilmesi… Oldukça sabır ve incelik gerektiren bu sanat, bana her defasında, doğayı, bitkileri ve onları kurutma keşfini yarattı.

Sonbahar geldiğinde, yeryüzü cenneti kızılın eşsiz tonlarıyla buluşur. Ağaç altındaki bu kızıl-sarı yapraklar toprağa düşer ve doğadaki geri dönüşümünü tamamlar. Yere düşen her yaprak, toprak olmadan önce onun sanatıyla ölümsüzleşir…

 

 

YAPRAK SANATININ AMACI

 

Sanatın bir amaç olduğuna asla inanmadım. Ama Yaprak Sanatının bana, kişisel gelişimime, farkında lığıma ve ruhsal anlamda olgunluğa ermemde bir araç olduğundan eminim. Yaprak Sanatı, her defasında kendi cennetimde nefes alıp, bana açılan o ihtişamlı kapıdan içeri girip orada kendimi de yeniden keşfetmemi sağladı.  İnsanların, burada okuduklarıyla bu sanatı uygulamaya çalışmalarını istemiyorum. Daha önce çalışmalarımın taklit edildiğini gördüm. Resimle ve sanatla hiçbir ilgisi olmayan bu ürünler, neredeyse beni sanatımdan soğutuyordu. Öğrenmek isteyenlere ve sabrın mihenk taşında dövülerek oluşan, bu eşsiz sanatı, ciddiye alanlara seve seve ders verebilirim.  

 

 

SÖZÜN BİTTİĞİ YER

 

Emek ve sabır verilen her şey güzeldir.  Yeter ki her şey “İsteyerek ve sevgiyle” yapılsın. İstem, sevgi, inanç, sabır ve sanatı…  Dış iletişim ve iç düşünceyle, doğaya yaklaşımın resmedilmesi ve sözün bittiği yermiş Yaprak Sanatı…

 

 

Ömür KÖROĞLU

  

    

Ömür Uçar KÖROĞLU

İzmir doğumlu Ömür KÖROĞLU, 1992 yılından beri “Yaprak Sanatı”yla uğraşıyor.